17/5/2009 · Kategori: Sevgiliye____

İlan-ı Aşk Ediyorum!

İlişkileri erkeklerin başlatması kural mıdır? Kadınlık onuruna yakışmaz mı aşkını dile dökmek? Saklamak mı lazımdı bilemiyorum? Bildiğim tek gerçek var, seni seviyorum!
İlan-ı Aşk Ediyorum!
Valentine
Günlerdir içimde biriken cümlelerim var. Sana coşan yüreğimi dindirmek mümkün değil. Aşk denilen bu oyunu, emin ol herkesten fazla bilirim. Tüm hamlelerini ezberlemiş, her hareketin karşılığında ne geleceğini bilen bir kadın olarak söylüyorum, ben oynamıyorum! Bu sefer, en azından bir kere daha aşka güvenmek için, bütün kirliliğinden, şartlarından, düzeninden ve kurallarından sıyrılarak, oyuna katılmıyorum.
Bu yürek kaç sevda gördü bir bilsen? Kaç kez şahitlik etmiştir içinde sevgi olan yeminlere? Aşka olan inancımı kaç kere kırdılar, yine kalktım, yeniden denedim. Hiç bozmadım kalbimi, umutlarımı kirletmedim. Elimden geldiğince sakladım, korudum aşkı, hatta sen şifresini çözene kadar bir kasada kilitli duruyordu. Madem açtın artık kapıyı, görüldü yüzü içimdeki sevginin, o zaman dedim, sonuna kadar yaşayalım. Razı olacağım ne varsa bu ilişkide yaşanacak. Samuel Beckett’in sözleri geliyor aklıma: Hep denedin, hep yenildin. Olsun. Gene dene, gene yenil, daha iyi yenil! En fazla bir daha kanar içim diyorum, ne olacak? Bir kere de sana kanmak istiyorum.
Bize böyle öğretilmedi aslında. Duygularını saklamak, içindekileri bastırmak, aşkını itiraf etmemek, naz yapmak doğru gibi gösterildi. Genel geçer kurallara bakarsak da öyle duruyor. Kimseden olmasa, kendi yaşamımdan yola çıkarak biliyorum ki, bir erkeğe bu kadar gönül açılmaz. Sonra çok acıtırlar canını, ne varsa içinde iyiye, sevgiye ve güzele ait olan, kirleterek parçalarlar. Bütün bu aşk yasasının kanunlarını değiştiren tek bir şey var: Sen!Sana güveniyorum, biliyorum ki bu söylenenler içinden bir canavar çıkartmayacak. Kalleşliği peşinde dolaştırmayacaksın, ilk fırsat bulduğunda hançer batırmayacaksın bu büyük sevgiye. En azından inancım ve umudum var. Bu da çok büyük bir zenginliktir, kalp yolunda birleşmek isteyen biri için.
Her ne yaşanacaksa elinde, kabul ediyorum. Fakirliği, ağlamayı, kahkahayı, acıyı ve tatlıyı, ne varsa paylaşalım diyorum. Üstelik laf olsun diye değil, hayatın tüm gerçeklerine rağmen söylüyorum. Beklentisiz sevmeyi denedim ama sensiz geçen geceleri bu yüreğe anlatamıyorum.
Bir masal düşlemiyorum. Biliyorum ki, kavgasız, gürültüsüz geçmiyor ömür. Elbette sinir edecektir birkaç hareketin beni, belki kırılacağız birbirimize, hep gülistanlık değil ya yaşam? Olacaklara rağmen, gideceğini bir gün bilerek, şu kısa hayatta sadece az zamana sığacak olsa da seninle geçirilecek bir süre istiyorum.
İşin özü sevgilim, dolabın bir kısmını boşaltıyorum, salondaki koltuğun sevdiğin bir köşesini, kütüphanemden rafları, sana ait bir çalışma masasını, iç çamaşırı dolabından bir çekmeceyi, iki balkondan birini; yatağımın, ekmeğimin, aklımın ve ruhumun yarısını; kalbimin ise tamamını teklif ediyorum. Yani ilan-ı aşk ediyorum, şu uzun yaşam yolculuğunda bana tanıklık eder misin?
17/5/2009 · Kategori: Sevgiliye____

Denizin ortasında bir kaya düşünün..
Bu kayanın üzerinde uzunca bir tahta..
Bir tarafta kafesin içinde bir kuş,
Diğer tarafta da kafesin üstünde bir kuş..
Kafesteki uçamıyor, kafesin üstündeki uçabiliyor,
Fakat uçarsa diğer kapatılmış kuş denize düşüp boğulacak..
Serbest olan kuş sırf o düşmesin diye uçmuyor...

Eğer sizi böyle bekleyen biri varsa,
Gerçek sevgiyi bulmuşsunuz demektir...

Şimdi söyleyin bakalım!
Kafesin içindeki mi
Yoksa
Üstündeki mi olmayı isterdiniz??

 

5/4/2009 · Kategori: Sevgiliye____
Babam öleli 12 yıl olmuştu ve ben 20 yaşına geldiğimde babasız olmanın acısını artık çok daha iyi anlıyordum.
Annemle birlikte küçük ama mutlu bir dünya kurmuştuk kendimize.Mevsimlerden bahardı,sokaklarda parklarda dolaşıyordum.
Bu bahar daha bir çoşkulu hissediyordum kendimi.Birçok arkadaş edinmiştim.Mehmet,Can Canı'ın kuzeni Merve ve daha birçoğu...
Her gün belirli saatlerde buluşup eğlenceli dakikaler yaşıyorduk.Onlarla o kadar eğleniyordum ki işe dahi gitmiyordum.

Yine işe gitmediğim bir günde yalnız başıma dolaşırken arkadaşlarımla her zaman oturduğumuz parkta gördüm onu.O kadar güzeldi ki..
Bir süre çevresinde dönüp beni fark etmesini umdum ama bana hiç bakmıyordu.Tam umutsuzluğa kapılmışken son bir cesaretle yanına yaklaştım ve
"Oturabilir miyim?" diye sordum.Deniz mavisi gözleriyle bakıp ,küçük bir tebessümden sonra."Oturabilirsiniz" dedi.Kalbim heyecandan deli gibi çarpıyordu.
Ne söyleyeceğimi bilemiyordum.Sonra kısık bir sesle,"Adım Vedat," diyebildim.Bana dönüp "Nazlı" dedi.Bir süre sonra telefonlarımızı birbirimize verdik
ve ayrıldık.Akşsam olanları anneme anlattım.Annrm gözlerimdeki mutluluğu fark edince çok sevinmişti.


Arkadaşları bize davet ettim

İlerleyen günlerde Nazlı ile daha sık görüşür olduk. Zaman ilerledikçe ona daha çok bağyaaıyordum.O hayatıma girdikten sonra işe gitmeye bile başlamış,diğer
arkadaşlarımla da daha az görüşür olmuştum.Arkadaşlar sitem edince kendimi affettirmeye, onları akşsam yemeğine davet ettim. ve hazırlık yapmak için erkenden eve
gittim.Anneme arkadaşlarımın geleceğini ve güzel bir yemek yapmak için hazırlığa başlamamamız gerektiğini söyledim.Akşsam gelip çatmıştı.Kapı çaldı, hemen koşup açtım
.Arkadaşlar gelmişti.Onları salona alıp sofrayı hazırlamak için mutfaktaki anneme yardıma gittim.Sofra hazırlandıktan sonra salona geçip onları içeri çağırdım.
Arkadaşlarımı masaya alırken annemin bakşlarındaki korku ve şaşkınlık ifadesine bi anlam verememiştim.Tam arkadaşlarımı tanıtıyordum ki annem büyük bir feryatla
masadan ayrılıp gitti.Olanları bir türlü anlayamıyordum.Arkadaşlardan özür diledim ve yemeğe başladık.Yemeğin ve sohbetin ardından arkadaşlar gitti.Annemin odasına
olanları sorduğumda hiç cevap vermedi.Sadece yüzüme bakıp ağlıyordu.

Eve gelen misafir

Aradan 3 ay geçmişti. Arkadaşlarla ve özellikle Nazlı ile görüşmelerimiz iyice sıklaşmıştı.
Bir ara anneme sözü Nazlı'dan açıp onunla birbirimizi ne kadar sevdiğimizi ve evlenmek istediğimizi
anlattım.Annem mutlu olmamdan gülüyordu.Ama gözündeki korkuyu ve acıyı hissedebiliyordum.Öbür gün iş
dönüşü eve geldiğimde bir misafir vardı.Tanıştıkve annem o arada kayboldu.O adam bana tuhaf sorular
sorup durdu.1-2 saat oturduktan sonra annem gelip misafiri yolcu etti.Anneme gelenin kim olduğunu sorduğumda
doktor olduğunu söyledi."Yoksa hasta mısın?" dedim.Annem doktrun benim için geldiğini ve sadece genel bir
kontrol yaptırmak istediğini söyledi.Sabah erken kalkıp hastaneye gittik ve bir çok testten geçirildim.
Bir kaç saat sonra doktor gelip hiçbir şeyimin olmadığını söyledi ve annemi odasına çağırdı.Akşam eve
geldiğimde annemin gözleri ağlamaktan şişmişti.Ne olduğunu sorduğumda, "Bir cenazeye gittim,çok etkilendim,"dedi.


Artık Nazlı ile hemen hemen her gün görüşüyorduk.Her geçen gün ona olan aşkım içimden taşacak gibi oluyordu.Eve erken
döndüğüm bir gün misafirler olduğunu gördüm.kimse beni fark etmedi.Mutfağa gidip atıştırırken ister istemez konuşulanlara kulak misafiri
oldum.Konu bendim ve annemin niye böyle üzgün olduğunu o an anladım.Meğer hastane , doktor hep bu yüzdenmiş.Meğer ben şizofreni hastasıymışıım
adını bie bilmediğim bu hastalık beni hayal dünyasında yaşamama neden oluyomuş.Misafirler gidene kadar ortaya çıkmadım
Annem onları geçirince beni arkasında gördü ve "Birşey duydun mu?" der gibi yüzüme bakıyordu.Ona, "herşeyi duydum," dedim.
Kadıncağızın gözleri dolmuştu ve bana sarılarak ağladı.Ona üzülmemesini ve kendimi çok iyi hissettiğmi söyledim ama gerçekten korkmuştum.
Bana arkadaşlarımı davet ettiğm gün hasta olduğumu anladığını söyledi.Annemin anlattığına göre benim hiç arkadaşım yoktu.Eve davet ettiğim
kişiler tamamen hayal ürünüydü.Annemin hazırladığı sofrada sadece ben oturmuştum ve sanki arkadaşlarım varmış gibi saatlerce o hayali varlıklarla konuşmuştum.


Ya Nazlı da hayalse?

Hiçbirşey umurumda değildi.Her şey, bütün bir Dünya hayal olabilirdi ama ya Nazlı...Ya o da hayalse? Bu ihtimal beni delirtmeye yetiyordu.Annem birçok ilaç getiriyor ve
bunların rahatlamam için olduğunu söylüyordu.Ama ben zaten rahattım.İşten ayrıldım ve aradan 3 gün geçtikten sonra dışarı çıktım.Her zaman gittiğimiz parka gittim.Arkadaşlar yine
oradaydı.Aslında belki oradan hiç ayrılmamışlardı.Onlarla konuşurken parktaki diğer insanların alaylı alaylı güldüğü fark ettim.O gülen insanlara,"Siz gerçek değilsiniz!" diye bağırdım.
Ama onlar sadece gülüyorlardı.Peşimi bırakmalarını söyledim.Nereye gidersem onlarda benimle beraberlerdi.İlaçlar beni iyice dağıtmıştı.Düşüncelerimi toplayamıyordum.Arkadaşlar da yavaş yavaş
benden uzaklaşıyorlardı.Nazlı'yı aramaktan korkuyordum.Çünkü ararsam Nazlı diye birinin olmadığını anlayabilirdim.Bir gün dayanamayıp aradım ve her zamanki yerimizde buluştuk.Ona bir yandan
başıma gelenleri anlatırken diğer yandan da çevredeki insanları süzüyordum.Yine bana gülmelerinden korkuyordum..Eğer bana gülüyorlarsa bu Nazlı'nın olmadığını gösterecekti.Evet çevredeki
insanlar yine bana alaylı bakıyorlardı ama bu defa gülmüyorlardı.Nazlı olayı beni gün geçtikçe bitiriyordu.

Bir gün anneme Nazlı'yı eve getireceğimi söyledim.Annemin gözleri kocaman oldu.Yine bir hayali eve getireceğimden korkuyordu.Ama ben kendime güveniyordum.Nazlı bir hayal değil gerçekti.
Annem isteksiz olsa da benim ısrarımla kabul etti.Öbirgün Nazlı'yla buluştuk ve ona ,"Seni biraz sonra anneme götüreceğim," dedim.Nazlı çok telaşlandı.Hazırlıksız olduğunu söyledi ama ben ısrar edince
kabul etti.Artık geri dönüş yoktu.Biraz sohbetin ardından eve doğru yola koyulduk.Sokağa gelip eve yaklaştığımızda son bir kez kulağına eğilip "Seni çok seviyorum," dedim.Eve geldik,kapıyı çaldım.Annem
kapıyı açtığında ben önden girip ayakkabılarımı çıkardım ve Nazlı'yı içeri aldım.Anneme bakıp gözlerimle Nazlı'yı işaret ederken kalbim duracaktı sanki.Annemin gözlerindeki yaşı görünce olduğum yere yığıldım.
Demek yine hayaldi...Ama annemin ağzından çıkan şu kelimeler benim için o an bir dua kadar kutsaldı; "Hoş geldin, güzel kızım,,,"
5/4/2009 · Kategori: Sevgiliye____

Karımı 1998'in sonbaharında kaybettim... Yedi senelik evliliğimizin iki senesini kanser tedavisi için hastanelerde geçirmiştik. Karim, her evlilik yıldönümümüzde ikimizin fotoğrafını çerçeveler, "Bunlar bizim hayatimizin gölgeleri" derdi.. Öldüğünde, yedi tane resmimiz vardı. 97'in bir gecesinde onu aldattım. Oysa ona sürekli onu ne kadar çok sevdiğimi ve sonsuza kadar sadık alacağımı söylerdim. Ölmeden iki hafta önce yine aynı şeyi tekrarladım. Tuhaf bir gülümsemeyle baktı bana ve sadece: "Biliyorum" dedi. İzmir’e kar yağdığı gün, yani bir ay önce,evdeydim. Fotoğraflarımıza bakıyordum yine... Her çerçevenin altında bir harf olduğunu ilk kez o gün fark ettim.
- A.
- R.
- K.
- A.
- S.
- I.
- N.
Gerisi için yılları yetmemişti. Ama sanırım "Arkasına bak" yazmaya filan niyetlenmişti. Hemen çerçevelerin arkasına baktım. Hiçbir şey yoktu. Sonra bir şey dürttü beni, hepsini teker teker söktüm. inanabiliyor musunuz, her birinin arkasından bir mektup çıktı! Geçirdiğimiz her sene için sevgi dolu sözler yazmıştı. 1997'deki resmimizin içinden çıkan zarf ise simsiyahtı. Ve içinden su sözler çıktı: "14 Mart 1997/Gözlerin bana başka birine dokunmuş gibi baktı. Söylemene gerek yok, biliyorum..." 2002'deyiz. Onu kaybedeli 4, aldatalı 5 yıl oluyor. İçim acıyor simdi. Çünkü kadınlar biliyor, hissediyor... Seni seviyorum diyenin sevgisinden şüphe et, çünkü; aşk sessiz, sevgi dilsizdir....

4/4/2009 · Kategori: Sevgiliye____
Bülent avucunu açmış kendisine doğru elini uzatan adama ters ters baktı. Elli yaşlarında gösteren adam o görmeye alıştığı hırpani kıyafetli dilencilere benzemiyordu. Üzerindeki giysiler eski fakat temizdi. Yüzü de sağlıklı görünüyordu. Sapasağlam adam gidip çalışacağına dileniyor belki benden daha zengindir diye düşündü. Alaycı bir ses tonuyla Ekmek parası mı istiyorsun? diye sordu.Hayır çikolata parası lazım! diye yanıtladı adam.

Bülent adamın ciddi mi konuştuğunu yoksa dalga mı geçtiğini anlayamamıştı.Bugün karnınız doydu üstüne tatlı mı istedi canınız? dedi. Fakirin canı mı olur ki tatlı istesin beyim. Bugün karımın doğum günü ona çikolata götürmek istiyorum. Otuz yıllık evliliğimiz boyunca ona bir kez bile yaş pasta alamadım. Ama her doğum gününde mutlaka çikolata götürdüm dedi adam.

Bülent o akşam karısıyla kavga etmiş kapıyı çarpıp kendini sokağa atmıştı. Sahile kadar yürümüştü. Denizi seyretmek de onu rahatlatmamıştı. Karısının evde ağlıyor olduğunu bildiği için hiçbir şey onu rahatlatmıyordu. Dilenciyle konuşurken biraz kafası dağılmıştı. Söyledikleri gerçek mi acaba diye düşündü.

- Cebinde çikolata alacak para yok mu şimdi?

Adam ceplerini boşalttı nüfus cüzdanından başka şey çıkmadı.

- Ben dilenci değilim. Günlük çalışırım ne iş bulursam yaparım. Bugün bütün gün iş aradım aksilik bu ya bulamadım.

- Dilenecek kadar çok mu seviyorsun karını?

- Hem de çok seviyorum. Otuz yılımı aydınlattı o benim.

- Aşk hem de otuz yıl süren aşk. Aşkın ömrü en fazla üç yıl diyorlar oysa.

- Geçen yıllar sevgimi azaltmadığı gibi artırdı.

- Söyle o zaman nedir evlilikte mutluluğun sırrı? Anlattıklarına bakılırsa sen mutluluğun formülünü bulmuş gibisin. Ben de altı yıllık evliyim. Sevdiğim kadınla evlendim fakat mutlu değilim. Evimiz arabamız işimiz her şeyimiz var ama mutlu değiliz. Senin hiçbir şeyin yok ama mutlusun.

- Hayır benim her şeyim var. Karım her şeyimdir. Hayatımı paylaştığım insandan daha değerli ve daha önemli ne olabilir ki dünyada? Sizin ev araba iş diye her şey dediğiniz şeylerdir aslında hiçbir şey olan.

- Öyle deme şu kadar varlığın içinde bile karım her şeyden şikayet ediyor. Bir de fakir olsam kim bilir ne olur?

- Altın tasın kan kusana faydası yoktur beyim. Sen kadın ruhunu hiç anlamamışsın. Bir kadın kocasının her şeyi olduğunu bildiğinde ancak mutlu olur.

- Sizin mutluluğunuzun sırrı bu mu?

- Olabilir. Ben karıma değerli şeyler alamıyorum ama ona benim için ne kadar değerli olduğunu hissettiriyorum.

- Bir kadına değerli olduğu nasıl hissettirilir?

- Küçük kızı severek.

- Küçük kız mı? Hangi küçük kız?

- Yaşı kaç olursa olsun her kadının içinde hiç büyümeyen bir küçük kız vardır. O kızı ne kadar çok sever ne kadar çok mutu edersen o kadını da o kadar mutlu edersin. Küçük kızlar hep beğenilmek ilgi görmek isterler. Güzel olduklarını duymaya bayılırlar. Sürprizlerden hoşlanırlar.

- Haklısın. Benim dört yaşında bir kızım var. Her akşam boynuma sarılır Babacığım beni ne kadar seviyorsun? diye sorar. Giysisini değiştirdiği zaman etrafımda dönüp Baba güzel olmuş muyum? diye sorar durur. Güzelsin demem yetmez Prenses gibi olmuşsun demeliyim illa.

- Kadınlar ömür boyu bunu duymak ister. Ben elli yaşındaki karıma böyle davranıyorum. Ona hep bebeğim diyorum çok hoşuna gidiyor.

- Hiç kavga etmez misiniz siz?

- Kavga evliliğin tadı tuzu. Arada biz de tartışırız. Küsüp barışmanın tadı ayrıdır.

- Benim eşim çok ciddidir. Hiç küçük kız havası yok ki onda.

- Küçük kızlar büyüdükleri zaman artık sevgi ilgi istemeye utanırlar. En ciddi ya da en yaşlı kadının bile içinde o küçük kız mutlaka vardır. Yeter ki sen o tatlı küçük kızı sevindirmeyi mutlu etmeyi bil. Ve o küçük kızı asla aldatma. Yoksa bir daha sana güvenmez ve ne yaparsan yap hep kuşkuyla bakar.

- Bu tavsiyeni deneyeceğim. Her zaman yapabilir miyim bilmiyorum. Bazen işlerim yoğun oluyor eve çok yorgun dönüyorum.

- Bu sadece bir bahane. O küçük kızı mutlu etmek dünyanın en kolay işi. Çoğu zaman birkaç tatlı söz yeterli olur. O da seni rahat ettirmek için elinden gelen gayreti gösterir. Karısı mutlu olmayan erkek de mutlu olamaz.

- Haklısın da ben de bütün gün ailem için çalışıp yoruluyorum.

- Yine para. Evet para önemli ve gerekli ama para geçici mutluluklar verir. Kadınlar hediye almayı severler. Paran varsa hediye al tabii. Ama sadece hediyeyle mutlu olmasını bekleme.

Bülent Seni tanıdığıma çok memnun oldum hadi gel eşin için şuradan çikolatalı pasta alalım dedi.

Pastayı aldılar. Adam hayatında ilk defa karısına yaş pasta götürmenin mutluluğuyla binbir teşekkür ederek evinin yolunu tuttu. Bülent de yan taraftaki manavdan karısının en sevdiği meyvelerden aldı. Evine geldiğinde karısı şişmiş gözlerle mutfak masasında oturmuş su içiyordu. Bülent hiç konuşmadan meyveleri büyükçe bir tabağa döküp yıkadı. Sonra eşinin önüne koydu. Bunlar dünyanın en şanslı meyveleri dedi. İnci kızgın kızgın Niye diye sordu. Çünkü dünyanın en güzel ve en tatlı kadınının midesine gidecek dedi çok ciddi bir ses tonuyla.

İnci şaşırmıştı. Bir anda yüzünün ifadesi yumuşamıştı. Hayret bir şey! Her zaman kendi sevdiğin meyveleri alırdın. Benim hangi meyveleri sevdiğimi hatırlamazsın sanırdım. Ama kıymeti yok. Çünkü sana çok kırgınım.

Bülent Özür dilerim seni kırdığım için dedi ve yere diz çöktü. Cezam neyse razıyım. Ama seni delice seven bu adamı senden mahrum etme. Bülent yere çömelmiş boynu bükük bir vaziyette çok komik görünüyordu. İnci kıkır kıkır gülmeye başladı. Affetmek o kadar kolay değil. Bakalım hangi cezalara katlanabileceksin.

Bülent işte o zaman ona muzip muzip bakan eşinin içinde saklanan küçük kızı gördü ve bundan sonra her şey daha farklı olacak diye düşündü.

« Önceki ::